DALGALAR
Yüzmeyi ilk öğrendiğim evde. Abim, annem ben üçümüz. Hem denize girerdik hem havuza öyle öyle öğrendim. Okuma yazmam yoktu ve yapmaktan keyif aldığım tek şey suya batıp çıkmaktı. Sonra ikindine doğru 5 dakikalık eve gelme mesafesinde tuzlu-kumlu ayaklarımı sürüyerek sucuk ekmek yemenin hayalini kurardım. İşte o zamanlar denizdeki her dalgaya dalmaya çalışırdık kıyıda. Kocaman dalgalar gelsin diye dimdik beklerdik. Öyle daha anlamlıydı güya. Ne kadar büyük dalga gelirse o kadar keyifliydi. Bir nevi oyun yapardık
Şimdi. Çocukluğumu bıraktım oralarda. Bazı durumlardan dolayı türlü türlü sebepler arasında büyümek zorunda kaldım. Çocukluğum o dalgaları dimdik bekliyor ve yine büyük dalgalara dalıyor. O evden uzakta şu anki yaşantıma bakıyorum ve fark ediyorum ki hala dalgalarla boğuşuyorum. Tenim denizde değil, ara sıra anılarımla denizdeyim o kız çocuğundayım zaten. Ama bu sefer ki başka. Artık dalgalarım hiç aklımın almayacağı şekilde daha da güçlü ve yüksek sanki. Ve tekrar fark ediyorum ki bu dalgaların sonu yok. Hayat yeri gelince durgun karşılıyor seni. Sen ya daha fazlasını istiyor ya da olduğu gibi kabulleniyorsun. Ama asla ortası olmuyor. O daldığım dalgalar gibi.
Kimi dalgalara yeniliyor, kimi dalgalar sayesinde savrulup gidiyor. Kendimden bu konuda tek emin olduğum; dalgaların boyutu ne olursa olsun tıpkı o zamanlar nasıl duruyor, yerimden kıpırdamadan dalıyorsam aynı öyleyim. Dimdik bekliyorum, geldiği gibi. Emin olduğum başka şey; ne olursa olsun keyif alıyor ve diğerini bekliyorum. Diğer boyutu belli olmayan dalgaları. Hangi dalgalarda olursam olayım iyi ki varım ve ne olursa olsun defalarca teşekkür ederim hayatıma. Deniz gibi olan hayatıma, atlattığım dalgalarıma ve daha boyutunu bilmeden sabırla dimdik karşılayarak atlatacağım dalgalarıma binlerce kez teşekkür...
Yorumlar
Yorum Gönder